Birgül, cam sanatı ve sıcak cam üfleme üzerine eğitim almış, atık cam parçalarını dönüştürerek mikro cam heykeller üreten yirmi dört yaşında yetenekli bir zanaatkardı. Atölye kiralarının yüksekliği nedeniyle Paşabahçe’deki eski cam fabrikasının arkasından İncirköy’e çıkan dik yokuşta, terk edilmiş bir marangoz deposunu kiraladı.
Birgül’ün mücadelesi; cam fırınlama ve şekillendirme için gereken yüksek gaz ve elektrik maliyeti ile Paşabahçe sahilinden esen dondurucu Boğaz rüzgarıydı. Gündüzleri sahil şeridindeki balık lokantalarında karides ve kalamar temizleyerek geçimini sağlıyor, akşamları ise depodaki şaloma pürmüzünün karşısına geçip sabaha kadar cam çubukları eritiyordu. Kaldığı deponun ahşap kapıları rüzgarda zangır zangır titriyor, fırından çıkan yüksek sıcaklık ile deponun buz gibi havası arasındaki fark cam heykellerin çatlama riskini artırıyordu.
Kırılma noktası, özel bir tasarım galerisi için hazırladığı "Boğaz’ın Kırıkları" başlıklı 10 parçalık saydam cam koleksiyonunun son fırınlama gecesinde yaşandı. Paşabahçe sahilinde yapılan altyapı çalışmaları sırasında kepçenin doğalgaz ana borusuna zarar vermesiyle mahallenin gazı ve elektriği aniden kesildi. Fırındaki sıcaklığın aniden düşmesi, içindeki hassas cam heykellerin termal şok geçirip patlamasına neden olacaktı.
Birgül, duman kokan depoda saniyeler içinde karar verdi. Fırının etrafını yün keçe ve kalın izolasyon malzemeleriyle kaplayarak ısının kaçmasını engelledi. Dondurucu Boğaz poyrazının deponun aralıklarından sızdığı fırtınalı gecede, el feneri ışığında fırının kapağını tek bir milim bile açmadan ısının kademeli düşmesini sağladı. Ertesi gün fırını açtığında cam heykeller tek bir çatlak bile almadan parıldıyordu. İstanbul’un ani kesintileri ve soğuğu onun camdan hayallerini kıramamıştı.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.