Anadolu Kavağı’nın Boğaz ile Karadeniz’in birleştiği o sert virajda, tepedeki Yoros Kalesi’ne doğru tırmanan dik patikada rüzgâr asırlık çam ağaçlarını uğultuyla sallıyordu. Akşamüstünün mor karanlığı tepelere çökerken Selen, sırtındaki ağır toprak analiz kiti ve bitki numune çantasıyla adımlarını güçlükle attı. Aşağıda, küçük balıkçı limanından yükselen ızgara kokuları ve ahşap teknelerin çıpırtısı huzurlu bir balıkçı köyü tablosu sunsa da, Selen için kentin bu en kuzey ucu tam bir yalnızlık ve çaresizlik çemberiydi.
Selen, Ziraat Mühendisliği ve Peyzaj Ekolojisi bölümünü dereceyle bitirmiş genç bir uzmandı. En büyük hayali, İstanbul’un kuzey ormanlarındaki mikroklimalarda yetişen endemik tıbbi bitkileri haritalandırmak ve sürdürülebilir botanik üzerine çalışmaktı. Ancak şehre hâkim olan agresif inşaat sektörü, betonlaşma odaklı peyzaj anlayışı ve genç bir kadın mühendisin arazi tecrübesini küçümseyen şirketler, Selen’e kapılarını kapatmıştı. Kavağın yukarısında, eski bir köy evinden bozma nemli bir odada tek başına kalıyor, anakaraya ulaşım maliyetleri ve serbest saha araştırmalarının belirsizliği yüzünden cebindeki son birikimi de gün günden eritiyordu.
O gün, Selen için işler tamamen kontrolden çıktı. Özel bir botanik ve kozmetik markası için sürdürdüğü haftalık arazi analiz raporunun ödemesi, şirket yetkilisi tarafından "Numuneler laboratuvarda bozulmuş, ödeme yapamayız" denilerek reddedildi. Oysa Selen numuneleri en uygun şartlarda teslim etmişti; ancak şirket, genç kızın tecrübesizliğini fırsat bilip emeğinin üzerine yatmaya çalışıyordu. Ev sahibi ise ertesi sabah geç kalan iki aylık kiranın ödenmesini, aksi halde odanın boşaltılmasını ihtar etmişti. Cebinde kalan tek şey, Sarıyer’e giden son yolcu motoruna basacak kadar birkaç bozuk paraydı.
Yoros Kalesi’nin sur dibindeki yüksek seyir kayalığına oturdu. Karadeniz’den gelen dondurucu rüzgâr yüzüne vurdu. Ne geriye dönecek bir birikimi ne de bu ıssız tepe tutunacak bir yakını vardı. Ağlamak, pes edip çantasını Boğaz’ın karanlık sularına bırakmak en kolay seçenek gibi görünüyordu.
Ancak Selen, o dağ bayır gezdiği uykusuz mesailere, doğanın kalbine verdiği emeğe tutundu. Ağlamak yerine fenerini yaktı. Kaleden aşağı inip limandaki son motoru kaçırmak pahasına, kentin kuzeyindeki nadir toprak örtüsünden topladığı endemik bitki varyasyonlarını ve toprak analizi haritalarını sırt çantasından çıkardı.
O gece, İsviçre merkezli uluslararası bir çevre ve biyoçeşitlilik fonunun acil proje çağrısına, internetin zorlukla çektiği bir köy kahvesinden canlı sunum hazırladı. Şirketlerin reddettiği o "bozuk" denilen numunelerin aslında Boğaz mikrofonundaki benzersiz etken maddelere sahip olduğunu kanıtlayan teknik grafikleri başvuru sistemine yükledi.
Ertesi sabah saatlerinde köy kahvesinde beklerken gelen e-posta, Selen’in hayatını değiştirdi. Uluslararası fon, Selen’in hazırladığı haritalandırma projesini "Marmara Bölgesi Yılın Biyoçeşitlilik Projesi" seçerek kabul etmiş ve 2 yıllık kapsamlı bir saha araştırma bursunu doğrudan hesabına aktarmıştı.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.