Çengelköy’ün asırlık çınar altı kahvesine doğru süzülen akşamüstü rüzgârı, Boğaz’ın tuzlu suyunu ve taze badem kokusunu tarihi ahşap yalıların arasına yayarken Defne, elindeki unlu önlüğü çıkarıp dükkânın tezgahına bıraktı. Çengelköy’ün o mahalle sıcaklığıyla dolu, erguvan kokulu sokakları dışarıdan bakıldığında huzurlu bir Ege kasabasını andırsa da, burada sıfırdan bir iş kurmaya çalışan genç bir kadın için hayat hiç de o kadar romantik değildi.
Defne, Gastronomi ve Mutfak Sanatları bölümünü bitirdikten sonra, Fransız pastacılığı ile Osmanlı saray mutfağının unutulmuş şerbetli tatlılarını harmanladığı butik bir fırın-pasta atölyesi açmak için Çengelköy’ün dar bir sokağında küçük bir mekân kiralamıştı. Amacı, hazır endüstriyel katkılı tatlıların aksine, tamamen ekşi maya, mevsimsel meyveler ve doğal malzemelerle unutulmuş lezzetleri yeniden canlandırmaktı. Ancak Boğaz hattındaki fahiş kiralar, fırın için aldığı sanayi tipi ekipmanların dolar bazındaki borçları ve kış sezonunda mahalleye gelen turist sayısının düşmesi Defne’yi finansal olarak çıkmaza sokmuştu.
O gün, dükkânın elektrikleri borç yüzünden kesilmek üzereydi. Tedarikçi, ertesi güne kadar un ve tereyağı borcu ödenmezse hammadde akışını keseceğini söylemiş; dükkân sahibi ise fırının bulunduğu tarihi binanın kentsel dönüşüme gireceğini iddia ederek Defne’yi çıkarmakla tehdit etmişti. Üstelik haftalardır gece gündüz çalışarak bir gurme dergisinin düzenlediği tatlı yarışması için hazırladığı özel imza tarifi —erguvan şuruplu ve bademli çıtır milföy— için gerekli malzemeleri alacak tek bir kuruşu bile kalmamıştı.
Elektriğin kesik olduğu o alacakaranlıkta Defne, mutfaktaki mermer tezgahın üzerine oturdu. Dışarıda Boğaz’ın dalgaları kıyıdaki taşlara vuruyordu. Pes edip dükkânın anahtarını ev sahibine teslim etmek, memleketteki ailesinin yanına dönmek zihnini kurcaladı. Ama o fırının duvarlarına kendi elleriyle sürdüğü boyaları, sabahın dördünde uyandırıp tezgah başına geçiren o tutkuyu düşündü.
Ağlamak yerine mumları yaktı. Dükkânda kalan son malzemeleri taradı: Birkaç avuç Çengelköy bademi, biraz kurutulmuş erguvan çiçeği, biraz bal ve dolapta kalan son tereyağı. Yarışmaya katılacağı pahalı Fransız milföyü malzemeleri yoktu belki ama elindeki kısıtlı imkânlarla geleneksel baklava yufkasını inceltip kendi özgün yorumunu kattığı bambaşka bir sıcak tatlı tasarladı. Mum ışığında, tüplü küçük ocakta sabaha kadar aralıksız çalıştı.
Ertesi sabah yarışma jürisinin önüne gittiğinde, diğer yarışmacıların lüks malzemelerle yaptığı ihtişamlı pastaların arasında Defne’nin kısıtlı imkânlarla ama derin bir hikâyeyle hazırladığı o mütevazı ve özgün tatlı damgaları vurdu. Jürideki ünlü Fransız şef, tatlının dokusundaki ve erguvan aromasındaki dengeye hayran kalarak Defne’ye birincilik ödülünü verdi.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.