Şubat ayının son haftasında Marmara Deniz’i üzerinden yükselen buz gibi Lodos fırfırı Samatya Sahili’nin eski taş surlarını dövüp İç Kalpakçı Sokak’ın tarihi ahşap binalarının arasında uğuldarken; Selin kucağındaki çelik üfleme borularını, hassas vitray cam makaslarını, kurşun çıtalarını ve doğal mineral boya tüplerini düşürmemek için Marmaris Caddesi’nin ıslak ve arnavutkaldırımlı Yokuşunda dengesini korumaya çalışarak adım atıyordu. İstanbul Üniversitesi Taşınabilir Kültür Varlıkları ve Cam Restorasyonu Bölümü son sınıf öğrencisi olan Selin, Bizans ve Osmanlı dönemi renkli vitray cam zanaatını Samatya’nın tarihi balıkçı ve mahalle dokusuyla harmanlama sevdasıyla Hatay’dan İstanbul’a gelmişti. Samatya’nın dar ve yüksek tavanlı binaları arasında, kışın pencerelerinden rüzgâr ıslık çalan ve tahta tabanları gıcırdayan eski bir kâgir binanın çatı odasında yaşıyor; akşamları Samatya Meydanı’ndaki tarihi bir cam atölyesinde geç saatlere kadar fırın temizleyip vitray camı keserek hem ev kirasını çıkarıyor hem de özel renklendirilmiş optik camlar ve fırın yakıtı için para biriktiriyordu. O gün, hayatının en büyük akademik ve profesyonel dönüm noktası sayılan uluslararası bir tarihi cam restorasyonu sergisinin nihai eser teslim günüydü. Samatya’daki restore edilmiş tarihi bir Ermeni yetimhanesi salonunda düzenlenecek "Marmara’nın Işığı ve Camın Ruhu" temalı sergi için aylardır uykusuz kalarak hazırladığı, üfleme tekniğiyle biçimlendirip kurşun çıtalarla birleştirdiği devasa "Samatya Balıkçıları ve Fener Işığı" vitray panosunu jüriye ulaştırması gerekiyordu. Eğer eseri dereceye girerse hem İtalya’daki Venedik Murano Cam Sanatları Enstitüsü’nde iki yıllık burslu uzmanlık eğitimi imkânı kazanacak hem de aylardır biriken malzeme ve fırın kullanım borçlarını tamamen kapatabilecekti. Günlerdir sıcak cam fırını karşısında yüksek ısıda çalışmaktan ellerinde yanık izleri oluşmuş, ince cam kesmekten parmak boğumları derin kesiklerle kaplanmıştı.
Ancak İç Kalpakçı Sokak’ın dar ve kaygan virajında ilerlerken, mahalledeki eski bir restorandan çıkan bir garsonun taşıdığı ağır döküm çöp arabası kontrolden çıkarak yokuş aşağı Selin’e doğru kaydı. Anlık bir panikle kenardaki taş duvara doğru sıçrayan Selin’in ayağı, buz tutmuş kaygan taşların üzerinde kaydı. Sertçe yere kapaklanan genç kızın kucağındaki kadife kaplı koruma çerçevesi elinden fırlayarak sokağın kenarındaki döküm demir çeşme tırabzanına çarptı. Çerçeveden fırlayan o narin üfleme vitray pano sert zemine vurarak çatırdayarak tam ortasından darmadağın oldu; üzerindeki kobalt mavisi ve yakut kırmızısı hassas cam katmanları kırıldı, haftalarca yüksek sıcaklıkta üfleyip şekillendirdiği o eşsiz renkli cam parçaları sokağın çamurlu ve buzlu su birikintisine saçıldı.
Selin, dizlerindeki kanamanın ve avuçlarına batan sivri cam kıymıklarının acısını hissetmeden, çamurlu suyun içinde dağılan renkli cam parçalarına bakarak donakaldı. Haftalarca ter döktüğü uykusuz geceler, nasırlı elleri ve Venedik hayalleri saniyeler içinde o soğuk sokağın ortasında yok olup gitmişti. Ağlamaktan göğsü sıkışan genç kız, Samatya’nın bu rüzgârlı ve karanlık sokağında ne kadar çaresiz kaldığını hissetti.
O sırada sokağın hemen başındaki eski bir cam ve vitray tamirhanesinden çıkan, Samatya’nın elli yıllık emektar cam ustası "Garbis Usta" gürültüyü duyup dışarı koştu. Selin’in çaresizce kırık cam parçalarını toplamaya çalıştığını görünce onu kolundan tutup kaldırdı, omuzlarına Isı geçirmez fırın önlüğünü örterek dumanı tüten kütük sobasının yandığı atölyesine götürdü.
Garbis Usta, Selin’e dumanı tüten bir bardak sıcak çay uzattıktan sonra dağılan vitray parçalarını inceledi. "Cam kırılır, kurşun bükülür ama ustanın gözündeki ışık sönmez kızım," dedi babacan bir sesle. "Eski Venedik ve İstanbul cam ustaları çatlayan kıymetli camları çöpe atmazdı; ayrılan kırık çizgilerinin arasına erimiş şeffaf kehribar reçinesi ve gümüş yaprak tozu akıtır, kırık çatlak hatlarını ince gümüş lehim teliyle örerek o hasarı ışığın en güzel süzüldüğü ana damara dönüştürürlerdi. Camın yarası, ışığı en çok kırdığı ve rengi en çok çoğalttığı yerdir."
Garbis Usta, raflardan erimiş özel gümüş lehim teline ve şeffaf kehribar reçinesine ulaştı. Selin, ustanın rehberliğinde titreyen ellerini topladı; kırılan renkli cam parçalarını gümüş lehim telleriyle milimetrik olarak sabitledi, çatlayan cam hatlarının üzerine ince gümüş tozu köprüleri kurarak panoya büyüleyici bir "gümüş dokulu Kintsugi vitray" estetiği kazandırdı. Yarılan çatlak çizgi, Samatya Yokuşu’ndan Marmara’ya süzülen parlak bir gümüş ışık huzmesine dönüştü.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.