İçeriğe geç
Şehir Rehberi

Deniz’in Belgrad Ormanı ve Bentler Bölgesi’ndeki Doğa Mücadelesi

Hayri Usta, kulübedeki eski ahşap tezgahı hazırladı. Deniz, ustanın verdiği moral ve sıcacık çayın etkisiyle ellerindeki titremeyi bastırdı. Ustanın serasından aldığı sert çam kabuklarını, dökülen sonbahar yapraklarını ve likenleri, kulübedeki yedek ahşap plakaya bu kez daha ham, daha güçlü bir kompozisyonla işlemeye başladı.

Ekim ayının sonlarına doğru Belgrad Ormanı’nı kaplayan kızıl ve sarı yaprak denizi, sonbaharın dondurucu rüzgârıyla savrulurken Deniz, sırtındaki ağır botanik pres çantası ve elindeki ahşap ölçüm malzemeleriyle Sultan Suyu Bendi’ne çıkan patikayı adımlıyordu. İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü son sınıf öğrencisi olan Deniz, Mersin’den bu şehre doğayla insanı buluşturan projeler üretme hayaliyle gelmişti. Sarıyer’in ıssız bir yamaç mahallesinde, duvarları rutubet kokan küçük bir çatı katında yaşıyor; geceleri fidanlıklarda saksı dizip sabahları derse yetişerek hem ev kirasını ödemeye hem de okulun pahalı çizim ve malzeme giderlerini karşılamaya çalışıyordu.

O gün, hayatının en önemli değerlendirme sunumlarından biri vardı. Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün düzenlediği "İstanbul’un Tarihi Su Yapıları ve Flora Entegrasyonu" yarışması için Belgrad Ormanı’ndaki tarihi bentlerin çevresinde yetişen nadir yosun ve endemik bitki türlerini topladığı, kurutarak özel cam panellere işlediği botanik tablosunu teslim etmesi gerekiyordu. Eğer projesi kabul edilirse hem yurt dışı araştırma bursu kazanacak hem de aylardır biriken fatura borçlarını tek kalemde silebilecekti. Günlerce uykusuz kalarak, ormanın dondurucu sabah ayazında saatlerce bükülüp bu hassas bitki örneklerini toplamış ve büyük bir titizlikle hazırlamıştı.

Ancak bent kenarındaki ıslak ve çamurlu patikadan aşağı inerken, tepeden hızla koşan sahipsiz bir orman köpeği sürüsü Deniz’in önüne fırladı. Panikle geriye doğru adım atan Deniz, dik yamaçtaki kaygan ağaç köklerine takılarak dengesini kaybetti. Sertçe kapaklanan genç kızın kucağındaki ahşap koruma muhafazası kayalıklara çarparak açıldı; haftalardır kuruttuğu, üzerlerinde ince işçilikle düzenlemeler yaptığı o narin cam botanik panolar derenin çamurlu ve hızlı akan sularına savruldu.

Deniz, dizleri ve elleri çamur içinde kalmış halde buz gibi derenin edge’inde kala kaldı. Cam paneller taşlara çarparak kırılmış, içindeki nadir bitki örnekleri bulanık suyun içinde saniyeler içinde dağılıp kaybolmuştu. Uykusuz geçen geceler, soğuktan çatlayan parmaklar ve kurduğu tüm gelecek hayalleri o suyun içinde yok olup gitmiş gibiydi. Gözyaşları yanaklarından süzülürken, bu koca şehrin ve doğanın bile onun mücadelesine karşı ne kadar acımasız olduğunu düşündü.

O sırada bentlerin tarihi taş aksamını inceleyen ve ormanda yıllardır ahşap koruma uzmanı olarak çalışan emektar "Ormancı Hayri Usta" kızın çaresizliğini fark etti. Hemen yanına gelip Deniz’i kolundan tuttu, omuzlarına kalın gomalak kokulu yeleğini örterek onu bent yakınındaki sıcacık ahşap bekçi kulübesine götürdü.

Hayri Usta, Deniz’e dumanı tüten bir bardak ıhlamur verdikten sonra deresinin kenarında kalan kırık ahşap çerçeveye baktı. "Doğa elinden bir şeyi aldıysa kızım, sana yenisini sunmak içindir," dedi babacan bir sesle. "Yaprak çürür, cam kırılır ama toprağın ruhu kalır. Sen o bitkileri ezberledin, nerede ne biter bilirsin. Bak, kulübenin arkasındaki serada benim yıllardır kuruttuğum çam kabukları, meşe palamutları ve kurumuş likenler var."

Dış referanslar

Kaynaklar

Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.

  1. istanbuliletisimrehberi.icuistanbuliletisimrehberi.icu