Nişantaşı’nın lüks vitrinleri ve modanın kalbinin attığı Abdi İpekçi Caddeti’nin üzerine çöken dondurucu sonbahar akşamı, caddedeki dev çınar ağaçlarının yapraklarını ıslak asfaltın üzerine savururken, Maçka’daki bir köklü Anadolu lisesinin son ders zili gürültüyle çaldı. On yedi yaşındaki Dilşad, okul ceketinin üzerine giydiği ekose desenli kaşe montunun düğmelerini sıkıca ilikleyip kalın askılı deri sırt çantasını omuzlarında düzeltti. Sınıf arkadaşlarının Valikonağı’ndaki popüler kafelerde oturup sıcak çikolata içme davetlerini tatlı bir tebessümle geri çevirerek, adımlarını caddenin prestijli binalarından birinde yer alan uluslararası sanat galerisi ve antika müzayede akreditasyon acentesine doğru hızlandırdı.
Dilşad, altı ay önce babasını Harbiye’deki bir sanat merkezinin dekor yenileme çalışmaları sırasında devrilen ağır demir sahne platformunun altında kalarak kaybetmesinden bu yana, kronik romatizma hastası annesi ve ortaokula giden küçük kız kardeşinin tek geçim kaynağı olmuştu. Nişantaşı’nın arka sokaklarındaki eski bir binada yer alan kiralık dairenin kirasını denkleştirmek, annesinin her ay değişen özel fizik tedavi masrafları ile kardeşinin okul giderlerini karşılayabilmek için hafta içi her gün ders bitiminde bu acentede akşam sekreteri ve sanat eseri tescil kayıt sorumlusu olarak çalışıyordu.
Acentenin içi; taze çekilmiş kahve çekirdeği kokusu, tablo koruyucu özel vernikler, antika müzayede katalogları ve yüksek hızlı tarayıcıların ritmik vızıltısıyla kaplı son derece şık, kurumsal ama bir o kadar da yoğun bir ortamdı. Dilşad’ın görevi; Londra, Paris ve Viyana merkezli müzayede evlerinden gelen Osmanlı dönemi hat sanatları, antika tablolar ve el dokuması Hereke halılarının ekspertiz raporlarını sisteme girmek, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları onay evraklarını klasörlemek, uluslararası kuryeleri karşılayarak eserlerin yaş tayini ve sigorta belgelerini zimmet defterine kaydetmekti. Saatlerce ekran başında eser kodlarını doğrulamaktan gözleri kurur, topuklu ayakkabılar içinde ayak tabanları sızlar ve dev ciltli katalogları üst raflara taşımaktan kolları uyuşurdu.
Dilşad’ın en büyük hayali Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’nü kazanıp İstanbul’un tarihi sanat miraslarını koruyan uluslararası bir küratör olmaktı. Sekreterlik masasının altındaki çekmeceye gizlediği YKS Sözel-Eşit Ağırlık özet kartlarını ve tarih föylerini unutmamıştı. Bir yandan dahili telefon hatlarını bağlayıp kurye evraklarını onaylatırken, göz ucuyla çekmecedeki sanat akımları ve paragraf sorularını zihninden çözüyordu.
O akşam, Topkapı Sarayı sergisi için Londra’daki müzayede merkezine gönderilecek yetmiş parçalık Acil Sanat Eseri Akreditasyon Dosyası’nın e-imza portalına yüklenmesi son ana kaldı. Şirketin kıdemli operasyon sekreteri acil bir tablo tespiti için Beyoğlu’na gidince, tüm tarama, kontrol ve arşiv yükleme işi Dilşad’ın omuzlarına bindi. Gece yarısına yaklaşırken elleri kâğıt kesiklerinden sızlayan genç kız, binanın çelik kapısını kilitleyip Osmanbey Metro Durağı’na doğru yürürken cebindeki yevmiyesi ve çantasındaki bitirilmiş test fasikülüyle geleceğini tırnaklarıyla kazımanın gururunu yaşıyordu.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.