Dilara, Osmanlı dönemi telli enstrüman restorasyonu ve fildişi/kemik kakmalı rehavi (antika bir tür bağlama) gövdeleri üzerine uzmanlaşmış, 18. yüzyıl musiki cemiyetlerine ait sazların çatlamış dut ağacı teknelerini ve dökülmüş bağa motiflerini mikroskobik bisturilerle tamamlayan yirmi üç yaşında bir enstrüman konservatörüydü. Tarihi Yarımada’nın eski Ermeni ve Rum zanaatkâr mahallelerinin ses hafızasına yakın kalabilmek için Kumkapı’da, Tipi Sokak’tan Çavuşpaşa Caddesi’ne bağlanan taş aralıktaki iki katlı kâgir bir binanın yarı bodrum katını atölye-ev yaptı.
Dilara’nın zorluğu; hakiki kemik plakaların, ithal sıcak balık tutkallarının fahiş pahalılığı ve Marmara kıyısından sızan dondurucu tuzlu rutubetin saz teknesindeki hassas ahşap dilimlerini kabartma riskiydi. Gündüzleri Kumkapı Balık Hali yakınlarındaki depolarda parça başı ağır kasa taşıyor ve buzlama işçiliği yapıyor, akşamları ise bodrum katındaki sarı masa lambasının altında büyüteç ve neşterle 1790’lardan kalma bir rehavinin dökülmüş kakma yuvalarını temizliyordu. Odasına gün ışığı girmediği için kışın taş duvarlardan sızan soğuk nem ellerini uyuşturuyor, kemik yaprakları sıcak tutkalla yerleştirirken parmaklarının titremesine neden oluyordu.
En büyük kriz, özel bir enstrüman koleksiyoncusu için restore ettiği 1805 tarihli, kemik ve gümüş tel kakmalı nadide bir rehavinin teslim gecesinde yaşandı. Lodosun ardından gelen şiddetli bir karayel fırtınası sırasında yokuştaki tıkalı rölanti kanalı patladı. Çamurlu tazyikli su Dilara’nın bodrum katındaki havalandırma penceresinden içeri taşarak çalışma masasının üzerine aktı. Su, doğrudan henüz organik tutkalı sertleşmemiş rehavinin göğüs tahtası üzerine döküldü.
Dilara, dondurucu ve çamurlu suyun içinden sazı saniyeler içinde kurtardı. Islanan özel tutkal çözülüp ahşap dilimler birbirinden ayrılabilirdi. Sırılsıklam halde evden çıkıp Surp Asdvadzadsin Patriklik Kilisesi’nin dış avlu duvarlarının altındaki kapalı taş kemerin altına sığındı. Fırtına yüzünü keserken, yanında taşıdığı emici kurutma kâğıtları ve saf alkolle fener ışığı altında sazın üzerindeki çamuru teker teker temizledi. Sabaha kadar tutkalı elle yeniden ısıtıp dağılan kemik kakmaları baştan sabitledi. Ertesi gün rehaviyi kusursuz akustiği ve pürüzsüz dokusuyla teslim ettiğinde, İstanbul’un soğuk suları onun sabrını ve zanaatını yenememişti.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.