Zeytinburnu Tren İstasyonu’nun üzerindeki üst geçitten geçen kalabalık akşamüstü telaşıyla evlerine doğru akarken, semt Anadolu lisesinin bahçe kapısı gürültüyle açıldı. On yedi yaşındaki Hande, sınıf arkadaşlarının Marmaray ile Kadıköy’e geçme davetlerini nazikçe geri çevirip okul ceketinin yakasını fırtınalı rüzgâra karşı kaldırdı. Ağır çantasını tek omzuna asarak, matbaaların ve atölyelerin sıralandığı raylara paralel ara sokaklara doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı.
Hande, iki yıl önce babasını kalp krizinden kaybetmişti. Temizlik işlerine giden annesinin kronik bel fıtığı rahatsızlığı nüksedince, dörde bölünen ev kirasını ve kardeşinin okul masraflarını omuzlamak Hande’ye kalmıştı. Okul çıkışındaki durağı, Zeytinburnu’nun arka sokaklarındaki beş katlı beton binanın en alt katında yer alan, ağır deri ve makine yağı kokulu bir konfeksiyon imalathanesiydi.
Atölyedeki görevi; dikişten çıkan deri ceketlerin çapaklarını temizlemek, fermuar uçlarını çakmak, ağır kabanları askılara nizami şekilde dizip sevkiyat kılıflarına geçirmekti. Saatlerce sanayi tipi ağır deri kabanları taşımaktan omuz kasları sızlar, deri tabaklama kimyasallarının keskin kokusu yüzünden genzi yanardı. Dikiş makinelerinin kulak tırmalayıcı gürültüsü akşam saatlerine doğru baş ağrısını katlanılmaz kılardı.
Hande’nin en büyük hayali ise Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü kazanmaktı. Deri askılarının bulunduğu depodaki metal tezgahın bir kenarına, şeffaf dosyaya yerleştirdiği coğrafya ve tarih ders notlarını koyardı. Ceketleri askıya asıp poşetlerken göz ucuyla harita üzerindeki boğazları ve iklim tiplerini ezberlemeye çalışırdı. Makinelerin ritmik gürültüsünü zihninde kronometreye dönüştürür, her yirmi cekette bir test föyünden beş soru çözmeyi kendine hedef koyardı.
O akşam, yurtdışındaki bir mağaza zincirine yetiştirilmesi gereken üç yüz adet deri montun ambalajlanması son dakikaya kaldı. İmalat ustası siparişi teslim edemezse büyük tazminat ödeyeceklerini söyleyerek Hande’den kalmasını rica etti. Hande, saatlerce soluksuz bir şekilde, parmak uçları sert derileri katlamaktan nasır bağlayıp su toplayana kadar çalıştı. Gece saat on biri gösterdiğinde son koli de mühürlenmişti. Atölyenin demir kapısını kapatıp zifiri karanlık Zeytinburnu sokaklarından durağa yürürken bacakları titriyordu; ama cebindeki yevmiyesi ve çantasına koyduğu bitirilmiş test fasikülüyle, bu şehrin tüm yüküne rağmen hayallerinden vazgeçmeyeceğinin huzurunu taşıyordu.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.